Kadın ve Öfke

Dilara Bülbül'ün bloğumuz için yazdığı yazıyı paylaşıyoruz.

***

Aslında ben herkesin içinde olan ama biz kadınlar dile getirdiğimizde bazılarının asla anlayamadığı bir duygudan bahsedeceğim: ÖFKE.

Yazıma öfkenin tanımını yaparak başlamak istiyorum. Öfke, kişinin haz alma duygusunu engelleyen her türlü durum, olay ya da kişiye karşı geliştirdiği bir duygudur. Cinsiyet gözetmeksizin her insan öfkelenir ama biz kadınlara öfkelenme hakkı verilmedi. Oysaki belki öfkelenmemize izin verilseydi kadına şiddet bu kadar artmayacaktı. Bu bir döngü aslında. Doğduğumuz andan itibaren ataerkil toplumda her birimize cinsiyet rolleri atandı ve erkek çocuklarının öfkesi cesurluk, kız çocuklarının öfkesi ise saygısızlık olarak adlandırıldı. Babalar kızlarına öfkenin içe atılması gerektiğini ve öfkelenmenin saygısızlık olduğunu aktarıyor, bu durumu bu şekilde kodluyordu. Bizler çocuklara öfkenin gerekli durumlarda kişinin kendisini ifade etme şekli olduğunu, öfkenin cinsiyet ayırmadığını ve hem kız hem erkek çocuklarının bu duyguya sahip olduğunu öğretseydik belki daha farklı olurdu. Öfke olmadan hiçbir şey değişmez. Diliyorum ki bundan sonraki süreçte anne-babalar çocuklara bu duyguyu en güzel şekilde aktarırlar.

Peki ya bunu yapmasaydık? Ya öfkeyi kadınlıktan ayırmasaydık? Çünkü öfkeyi kadınlıktan koparmak, kızları ve kadınları, adaletsizlikten en iyi şekilde korunmalarını sağlayan duygudan koparmamız anlamına gelir. Bunun yerine kız ve erkek çocuklar için duygusal yeterlilik geliştirmeyi düşünebiliriz. Gerçek şu ki, çocukları hala oldukça ikili ve muhalif şekillerde sosyalleştiriyoruz. Oğlanlar saçma, katı erkeklik normları ile yetiştiriliyor, yani kadınsı görülen üzüntü ve korku duygusallığından vazgeçmeleri ve gerçek erkekliğin belirteçleri olarak saldırganlık ve öfkeyi benimsemeleri söyleniyor. Öte yandan, kızlar saygılı olmayı öğrenirler ve öfke saygıyla bağdaşmaz. Bacak bacak üstüne atmayı ve saçlarımızı ehlileştirmeyi öğrendiğimiz gibi, dilimizi ısırmayı ve gururumuzu yutmayı da öğrendik. Hepimizin sık sık başına gelmiştir, bir kadın olarak öfkelendiğimizde aşağılanmamız an meselesidir. Ardından biz kadınlar kendi benliklerimizi nesnelleştiririz, içimize attığımız o öfkeyle boğuşur dururuz. Sonrası zaten bir hastalık serüvenidir: fizyolojik belirtileri tanırız, peki ya içimizdeki belirtiler? Onları bir türlü tanıyamayız… Öfke başta bağışıklık sistemimizi etkilerken daha sonra yüksek oranda kronik ağrı, kaygı, yeme bozuklukları, depresyon ve çok daha fazlasına da yol açar diyebilirim. O küçücük öfke kırıntısı ne çok zarar verdi bünyemize, değil mi? Öfke ortak bir duygudur her insanın yaşaması gereken, biz kadınlar şiddete karşı duyduğumuz öfkeden dolayı dışlanmamalıyız, alay edilmemeliyiz. Biz kadınlar öfkenin ortak bir dil olduğunun anlaşılması ve kadınların öfkesinin alay konusu olmaması için mücadele edeceğiz.

Yazımın sonuna yaklaşırken bir de şunları dile getirmek istiyorum. Yukarıda saydığım ve daha bir sürü sebepten ötürü öfkelendiklerinde kız çocuklarına öfkelerini saklamayı değil bunu doğru bir şekilde ortaya koymayı öğretmek ve kadınlar olarak kendimiz de bunu öğrenmek durumundayız. Bunu bir yük olarak görmeyip duygularının farkında olan, erkeklerle eşit ve özgür bireyler olarak yapmalıyız. Bunun kadının insan hakları mücadelesinin bir parçası olduğunu bilmeliyiz. Bu sebeple, en azından duyguların cinsiyeti üzerine düşünmeye başlayıp konuşabiliriz. Aksi halde, sadece erkek egemenliğini değil, mutsuz bir toplumu beslemeyi de sürdüreceğimizi unutmamalıyız.

Biz kadınlar çok özel ve çok güçlüyüz, kadına olan istismar, şiddet ve alaycılık son bulana kadar mücadelemize devam edeceğiz.

Dilara Bülbül